Açıklama
Çocukluğumda tenekeden gemiler yapar, sahilde onları yüzdürürdüm. Dayımın çektirmesiyle ilk yolculuğuma çıktım. Sonra adanın önünden geçen gemileri izler, tutkum günlüklerime düşer: “Bugün iki şilep geçti batıya doğru...” ya da “Bugün henüz gemi geçmedi…” Resim yapmaya çalışırken bile çizgiler elimden kaçar, gemi olurdu. Yıllar sonra fark ettim ki ders kitaplarımın kenarlarına tekneler ve gemiler karalamışım. “Gemi ne zaman gelecek?” diye yıllarca bekledim.
Gitme zamanı geldiğinde, adadan ayrıldım ve düşler şehri İstanbul’a denizle birlikte gittim. Böylece başladı benim deniz ve gemilerle aşkım. Gemilerin adları değişse de biçimleri değişse de hâlâ birlikteyiz. Ama bir tanesi var ki unutmak ne mümkün: çocukluğumun gemisi Ayvalık Gemisi. Cumartesi günleri balık tuttuğum kayalıklarda onu beklerdim. Maşatlık Burnu’ndan pruvası gözükür gözükmez, martılar gibi çığlık atardım. Marmara Denizi’ne en çok yakışan gemiydi o. Şimdi bir hurdalıkta olsa da benim için hâlâ o çocukluk gemisi…
Gemiler benim kahramanlarımdır. Cesurdurlar, insanları bir yerden bir yere taşırlar. Hasret çekenleri kavuştururlar, bazen de ayırırlar ve uzaklaştırırlar. İlk onlarla tanıdık başka kıyıları, keşfettik başka coğrafyaları ve kültürleri. Serüven tutkumuzu onlarla gerçekleştirdik, özgürlük arayışımızı onlarla denizlere taşıdık. Gemiler, denizlerin yalnız yolcularıdır. Ara sıra göz kırpan deniz fenerleri onlara eşlik eder, karanlıkta bir umut ışığı olurlar.
Deniz ve gemiler, keşfetme arzusunu, maceraperest ruhunu besler. Onlar sade bir ulaşım aracı değil, bir tutku, bir aşk, bir yaşam biçimidir. Hayallerin peşinde koşmanın, özgürlüğün sembolüdürler. Bugün bile her gemi gördüğümde, çocukluğumun o sessiz adasına, sahilde beklediğim o günlere giderim. Çünkü deniz ve gemiler, benim için sadece bir yolculuk değil, bir yaşam hikayesidir.

Reviews
There are no reviews yet.